Interview de la Consule générale et de son conjoint dans le quotidien Posta, dimanche 18 octobre 2015

“Çocuklarımız Türkiye’de büyüsün istedik”

JPEG

RÖPORTAJ : Betül KABAHASANOĞLU
Fotoğraf : Muzaffer

2013 yılı sonunda göreve başlayan İstanbul Fransa Başkonsolosu Muriel Domenach ve Osmanlı tarihçisi eşi Olivier Bouquet sıradışı bir diplomat ailesi. Beyoğlu’ndaki Fransız Sarayı’nda yaşayan çiftin 3 yaşında bir kızları, 7 ve 9 yaşında da 2 oğulları
var. Başkonsolos Muriel Domenach özellikle Fransız Sarayı’nda verdiği kültür içerikli davetler ve sosyal duyarlılığı yüksek etkinliklerle son derece çalışkan ve yapıcı bir diplomat portresi çiziyor. Türk ve Fransız toplumları arasında köprü kurmaya,
karşılıklı kültürleri tanıtmaya yönelik projeleri birbirini takip ediyor...
Çifti sıradışı yapan özelliklerinden belki de en ilginci Galatasaray Üniversitesi’nde tarih dersleri veren,çok iyi derecede Türkçe ve Osmanlıca bilen Olivier Bouquet’nin büyük dedesinin, Osmanlı’nın son Fransa Büyükelçisi olması.
Büyükelçi dede Maurice Bompard’ın, padişah Abdülmecid’le özel hukuğu olan eşi Gabrielle Bompard ise sosyal çalışmalarıyla döneme damga vurmuş bir kişilik. Çok iyi Fransızca konuşan ve kültür birikimi yüksek biri olan Abdülmecid’le birlikte bir dernek kurarak sosyal hayatta pek çok faaliyette bulunmuş. Bugün Fransız Sarayı’nın bahçesinde bulunan çeşme kitabe yazısıyla birlikte Abdülmecid tarafından bu çalışmalar ve dostluğun sembolü olarak Gabrielle Bompard’a armağan edilmiş. Ailenin Fransız Sarayı’nda bıraktığı iz bu kadarla sınırlı değil.
Bompard çiftinin Fransa’dan getirdiği kuyruklu piyanoyu bugün Domenach-Bouquet çiftinin çocukları çalıyor. Muriel Domenach-Olivier Bouquet çiftiyle onları İstanbul’a
getiren hayat hikayelerini ve buradaki yaşamlarını konuştuk...

- Nasıl bir çocukluk ve gençlik hikayesinden sonra yollarınız kesişti ?

Olivier Bouquet : Paris’te doğdum ama sonra ailemin vazifesi sebebiyle taşraya gittim. Sonra 17 yaşında üniversite için tekrar Paris’e döndüm. Siyasal bilimler fakültesinde okumaya başladım ve orada Muriel ile tanıştım. İngilizce dersinde aynı sınıftaydık ve derste ben sonuncu, o ise birinciydi ! Büyük dedemin diplomat olması sebebiyle ben de diplomat olmaya hevesliydim.

- Neden tarih profesörü oldunuz ?

Siyasal bilgileri bitirdikten sonra bir master tezi yazmam gerekiyordu. Büyük dedem 1903-1908 arasında Rusya’da büyükelçi olarak çalışmış ve hatıratını yazmaya karar vermiş. 1909’dan 1914’e kadar da biliyorsunuz son Osmanlı Fransız Büyükelçisi olarak çalıştı. O zaman da bu hatırat için malzeme biriktirmeye devam etmiş. Hatıratı yazmaya ömrü yetmemiş ama mektuplar ve telgraflar hala duruyor. Onları okudum ve bir tez yazdım. 1994’te Türkiye’ye geldik, çok sevdik.Türkçe öğrendim ve Osmanlı tarihi yolculuğum böyle başlamış oldu.

- Ya sizinki nasıl bir hikayeydi ?

Muriel Domenach : Entelektüel bir anne-babanın kızı olarak Paris’te doğdum. Babam Çin uzmanıdır. Olivier ile okulda tanıştığımız sıralarda yazar ya da gazeteci olabileceğimi düşünüyordum. Tarihe de büyük ilgim vardı. Ama hayat farklı gelişti. Okul bitince diplomat olmak için gerekli eğitimi almaya karar verdim. Ve o sırada Olivier ise tarihçi olmak için eğitim almaya başlamıştı ! Biz galiba kaderlerimizi ‘paylaşmak’ için birleştirdik. Düşünebiliyor musunuz 1994’te okulu bitirir bitirmez birlikte çıktığımız ilk seyahat İstanbul’a oldu !

Olivier Bouquet : Evet inanılmazdı.Mezuniyetten tam bir hafta sonra geldik.
Tam öğrenci işiydi. Her şeyin en ucuzu...İlk iş Galata’ya gittik. Sonra şehri gezdik.
Hatta mezuniyet sınav sonuçlarımızı Büyükada’dayken telefon edip öğrendik.

- Sonra nasıl tekrar gelip 4 sene yaşadınız bu şehirde ?

Olivier Bouquet : Ben Türkçe ve Osmanlıca öğrenmeye başladım. 1997 senesiydi. Galatasaray Üniversitesi’ne gelip asistan olarak çalışmaya başladım. Her sabah düzenli olarak Süleymaniye’deki Başbakanlık arşivlerine gittim. Okudum, not aldım ve doktora tezimi hazırladım.

O süre zarfında siz neredeydiniz ?

Muriel Domenach : Ben Fransa’da kaldım ve yüksek mülkiye eğitimi gördüm.
Sonra Savunma Bakanlığı’nda çalışmaya başladım. Mümkün olduğunca gelip
giderek görüştük ve bu süreyi geçirdik...

Olivier Bouquet : Galatasaray Üniversitesi’nden sonra 2 sene Fransız Enstitüsü’nde çalışmalarımı sürdürdüm. Sonra 2001’de ben de Paris’e döndüm.
Türkiye’de yaşamaya devam edersem bütün hayatım burada geçecek diye
düşünüp dönmeye karar verdim.

- Ve sonra evlendiniz ?

Muriel Domenach : Aslında biz evli değiliz.

Olivier Bouquet : Fransa’da başka bir uygulama var. Evlenmiyorsunuz ama bir anlaşma yapıyorsunuz. Çocuklar olduktan sonra onların velayetini düzenleyen bir kontrat yaptık biz de.

Muriel Domenach : Fransa’da çocuk sahibi çiftlerin yarısı bu uygulamayı tercih ediyor. Ben ise Başkonsolos olarak evlilik törenleri yapıyorum ama kendim evli değilim !

- Neden evlilik değil de bu kontratı tercih ettiniz ?

Muriel Domenach : Bize daha doğal geliyor.

Olivier Bouquet : Hem sonra boşanmak daha kolay ! Şaka yapıyorum. Bizim için önemli olan çocuklar. Çocuk çok istedik, yaptık ve ardından kontratı tercih ettik.
Düşünsenize evlilik için tören falan, bir sürü formalite gerekiyor. İyiyiz böyle, gayet güzel devam ediyor...

- Evliliğin aşkı öldürdüğüne inanıyor musunuz ?

Olivier Bouquet : Evlilik biraz nazar gibi ! Ondan sonra bozuluyor beraberlikler. Halbuki şimdi sadece istediğin için burada duruyorsun.

- Uzun bir beraberliğiniz var. Bunu sürdürmeyi kolaylaştıran en önemli şey ne sizce ?

Olivier Bouquet : Geleceğe dair ortak projeler ! Bizimki çocuklar. 3 çocuğumuz ve 3 projemiz var.

Muriel Domenach : Bence de. Mesela Türkiye’ye gelmek de önemli bir ortak projemizdi. Çocuklarımızın hayatlarının bir bölümünü Türkiye’de geçirmesini çok istiyorduk.

- Onların bu projeye yaklaşımı nasıl ?

Muriel Domenach : Harika ! Özellikle 3 yaşındaki küçük kızımız kendisini Türk olarak kabul ediyor. Bunu hiç hesaba katmamıştık...

Olivier Bouquet : Aksine inandıramıyoruz ! Diyorum ki ; ‘Evet çok iyi Türkçe konuşuyorsun. Türkçen benden daha iyi ama resmi olarak Türk değilsin.’ Asla kabul etmiyor. Takma adı ‘Küçük Sultan’.

- Abilerinin Türk olmakla arası nasıl ?

Olivier Bouquet : Abiler ‘Paşa’ ! Ve paşalar gibi daha yavaş, daha rahatlar bu konuda da. Onlar da küçük kardeşleri gibi doğal bir şekilde öğrenip konuşmak istiyorlar Türkçe’yi ama olmuyor tabii. Çalışarak öğrenmek zorundalar.

Muriel Domenach : Evet küçük kızımız neredeyse aksansız Türkçe konuşuyor. Hatta Fransızca kelimelerin bazılarını Türkçe aksana uygun olarak telaffuz ediyor !

Olivier Bouquet : O kadar Türk oldu ki ; peynir olarak sadece beyaz peyniri kabul ediyor. Küçük çocukların bu yeteneği çok ilginç ; mesela benim için Türkçe ve özellikle Osmanlıca öğrenmek çok zordu. Halbuki kızıma bakıyorum, hiç çaba
sarf etmeden hemen öğreniyor...

“ Bu ş e h i r d e yerlisi gibi y a ş ı y o r u z ”

- Burada geniş bir arkadaş çevreniz var. Daha çok hangi çevrelerden kişilerle
görüşüyorsunuz ?

Olivier Bouquet : Benim burada hayatım tarihçiler ve akademisyenlerle geçiyor. Dün akşam çok ilginçti. Farklı milliyetlerden tarihçi arkadaşlarımla burada buluştuk
ve sohbet ettik. Türkçe tabii !

Muriel Domenach : Ben işim gereği bütün çevrelerle görüşmeye çalışıyorum. Bazı
akşamlar 3-4 yere birden gittiğim oluyor. Maalesef kendime ayırıp özel dostluklar
sürdürebileceğim akşamlarım pek yok.

- Evde hafta sonları mesela arkadaşlarınızı ağırlıyor musunuz ?

Muriel Domenach : Ben bazen hafta sonları da çalışıyorum.

Olivier Bouquet : Ama arada çıkıp dolaşıyoruz. Sarıyer’e gidiyoruz. Orayı çok
seviyoruz. Hala eskiyi hatırlatıyor. Bir de çocuklarla Kadıköy’e gidiyoruz. Oraya
bayılıyorlar. Vapurla gidip dolaşıyoruz. Ben sahaflara kaçıyorum kısa süre. Sonra
lokantaya gidip yemek yiyoruz...

Muriel Domenach : Ben Kuzguncuk’u çok seviyorum. Tam bir mahalle hayatı var orada.

- Türk yemekleri yapıyor musunuz ? Neleri seviyorsunuz ?

Muriel Domenach : Sıkça balık yemeğe gidiyoruz !

Olivier Bouquet : Ben meyhanelere bayılıyorum ! Mezeleri çok seviyorum. Biz burada Paris’te gibi yaşıyoruz. Her şeyin en iyisi nerede biliyoruz ve oralara gidip
yiyoruz ya da alıyoruz.

- Alış veriş nerelerden yapıyor, neler alıyorsunuz ?

Olivier Bouquet : Kitap, kitap, kitap ! Ama sahaflar artık pahalı ve eskisi kadar
iyi değil. Muriel’in alış verişi farklı...

Muriel Domenach : Ben gıda alış verişi yapıyorum. Organik ürünler almaya
çalışıyorum ama yeterli değil. Fransa’dan her dönüşte bol bol getiriyorum. Fransız
peynirlerini çok özlüyorum. Yemek yapmayı çok severim...

- Emeklilik yılları için projeniz var mı ?

Muriel Domenach : Ben piyano çalmaya yeniden başlamayı çok istiyorum. Her gün pratik yapmak gerekiyor ve şu yoğunlukta mümkün değil.

Olivier Bouquet : Ben yazmak istiyorum.

Muriel Domenach : Bir de torunlarımız olursa, çocuklarıma yardım etmek istiyorum. Çalışan bir kadın olarak çocuk büyütmenin zorluklarını biliyorum...

- “... yapabilmeyi çok isterdim hayatta” diye bir cümle kursam. Başını nasıl doldururdunuz ?

Muriel Domenach : Tarihçi olmak isterdim.

Olivier Bouquet : Muriel piyano çalıyor. Ben de çalabilmeyi çok isterdim. Ama konser piyanisti olmayı.

- İstanbul’da bulunmanız aile yaşantınızda neleri değiştirdi ?

Olivier Bouquet : Trafik ! Bir de Türkler çocukları çok seviyor ve önemsiyorlar.
Bu benim için çok önemli.

Muriel Domenach : Evet trafik ! Ve trafiğe bağlı olarak da tabii tehlikelere
maruz kalmak. Ben de Türkler’in çocukları bu kadar sevip sahip çıkmalarını çok önemsiyorum ama aynı zamanda bir tezat var. Bu kadar sevdikleri çocukları için
güvenlik önlemleri alma konusunda tedbirli değiller. Otomobilleri çok hızlı ve tehlikeli kullanıyorlar.

- İstanbul’la ilgili gözlemleriniz nasıl ? Eskiden ve şimdi...

Olivier Bouquet : İstanbul artık ‘place to be’. Herkes orada olmak istiyor. Londra 1850’lerde ‘place to be’ydi. Sonra Paris oldu-ki Paris zamansız olarak bu özelliğini
sürdürüyor-, ardından Viyana. Müzisyenler, düşünürler vs. için cazibe merkeziydi. Ve son olarak New York... Bence bugünün ‘place to be’leri Şangay, İstanbul gibi şehirler.
İstanbul’da yaşayıp da yapamayacağınız hiçbir şey yok artık. 1994’te İstanbul köy
gibiydi. Hala köy ama evrensel !

Muriel Domenach : Bienal açılışında bir kez daha gördük. Bütün dillerin konuşulduğu, dünyanın her yerinden önemli kişilerin geldiği bir yerdi burası. İstanbul’da hayat standardı çok yüksek. Tarihi olarak baktığınızda da önemli bir bilinçlenme görüyorsunuz Türk insanında. “istanbul artık dünyanın cazibe merkezi”

- “Türkiye’de tanıdığım kişilerin büyük bölümü hobi olarak tarihle ilgileniyor” diyor.
Neden böyle sizce ?

Olivier Bouquet : Bence artık Türkler geleceklerine inanmaya başladıkları için geçmişleriyle de ilgilenmeye başladılar. Gelecek Asya’nın. Mesela Çin’de de
aynı şeyi gözlemliyorum.

Muriel Domenach : Sivil toplum çalışmalarının da etkisi var. Geçmişin karanlık yüzüyle de bir yüzleşme, barışma hali var.

- Evde birlikte müzik dinler misiniz ? Türkler’den neler dinlersiniz ?

Olivier Bouquet : Zülfü Livaneli. Onun ‘Özgürlük’ şarkısı bizim şarkımız... Ve Sezen Aksu tabii. O gerçek bir sanatçı.

Muriel Domenach : Genç bir şarkıcıyla tanıştık : Jehan Barbur. Çok sevdik, konserine gittik. Son derece yaratıcı, yeni bir müziği var.

PDF - 307.3 ko
(PDF - 307.3 ko)

publié le 19/10/2015

haut de la page